Bir tane arabesk şarkı vardı. Kimin söylediğini hatırlayamadım şimdi. 'Gözün kör olsun be felek kim dost düşman nereden bilek' diye. Hah işte şu günler var ya dostu düşmandan ayırmak için mis gibi bi rüzgar oldu. Toz uçtu taş yerinde kaldı. Tom Yorke'u severdim daha çok sever oldum. Beirut canımdı. Canımın içi oldu. Bono'ya, Enbe orkestrasına uyuz olurdum daha çok oldum. Bütün olup bitenler sırasında Beirut'un facebook sayfasından iki fotoğraf.
Beirut'un solisti Zach durma eylemine destek oldurkene
Ve Chinawoman... Konserinde 'Drawn to you' çalmayarak beni verem eden Michelle... Seni afettim kadın! Zira Chinawoman'ın solisti Michelle, facebook sayfasında 'naber Türkiye, size bi şarkı yapıyorum len! Bir iki güne koyarım buraya, beklemede olun' gibisinden bi şey yazmış. Beirut'un sayfasında Zach'ın duran fotosunun altına 'ayy yerim ya, canım benim çok şeker ya' yazanlara ilaveten Chinawoman'ın 'size şarkı yapıcam' iletisinin altına bizimkilerin yaptığı yorumlara bakın Allah aşkına! Oolum biz nası bi milletiz! Ölücem yeminle aaaay şiştim! :)
Sen ne güzel kadınsın lan! Hay canını yiyem ben senin! Yap bakalım aslan parçası!
Bütün köşecilerin Başbakan'a, Cumhurbaşkanı'na açık mektuplarla ilân-ı aşk ettiği, vicdana davet ettiği yazıları görünce ben daha mantıklı bir şey yapıp vicdan sahibi olduğuna inandığım üç beş çapulcuya yazayım dedim. Yani sevgili köşeciler! İflâh olmaz iyimserlerim benim! Düriye'nin güğümlerini çoktaaan kalaylamışlar, balatalar yanmış, kayış kopmuş, siz hala vicdan hak özgürlük çağrısında! Size diyecek sözüm yok. Ve fekat! Çapulcularım! Öncelikle kuyruğuyla oynayan kedi ve Recep İvedik serisi muamelesi gören "hülooğğ diyen teyze" videosu görmek istemiyorum artık ben! Yeter! Olay çirkinleşmeye başladı. Şimdi TDK onun da anlamını değiştirmeden demokrasi ne demek ona bir bakalım. Halkın egemenliği temeline dayanan yönetim biçimi. E bu halk kim ki? Hülooğğğ diyen ve Başbakan'ın bilmem neresinin nesi olduğunu söyleyen kadınlar da halk mı? Halk! Makarnaya kömüre oy verenler diyerek insanları aşağılamak elitizmin dibidir. Bir şeyin ne kadar dibine inerseniz o kadar çamura batarsınız haberiniz olsun!
Kombili evlerimizde ısınırken antin kuntin kafelerde bolonez soslu makarnalarımızı yerken o insanlar üşüyor ve aç diye, bir avuç kömüre bir torba makarnaya oy verir. Kimse kusura bakmasın! Bizim cümle içinde sıkça kullanıp artistlik(!) olsun diye sözde yaptığımız empatinin anlamını çoğu bilmez ve belki bizden daha iyi yapar ama biz anlamını bildiğimiz halde yapamıyoruz demek!
Bunca kitap devirmiş bunca okul bitirmiş gazetelerde kanallarda yer tutmuş olmasına rağmen saçma sapan konuşarak mantığın sınırlarını zorlayan Yiğit Bulut, Akif Beki, Elif Şafak, Rasim Ozan ve daha onlarca okumuş insan rezil açıklamalar yapıyor batmıyor da cahilin cehaletine mi tahammülümüz yok!
Diğer yarımızla barışmadan huzur bulamayacağımız kesin. İstediğiniz kadar varlıklı olun, eğitimli olun, zeki olun. Halkın bütünü eşit şartlarda yaşamadığı müddetçe huzuru bulamayacağız. Ünsal Oskay bir kitabında Sabancı'nın Atlı Köşk'e sahip olabileceğini ama hemen önündeki denizde yüzemeyeceğini söyler. Der ki 'Giremez. Çünkü gecekonduların bokları demokratik bir şekilde Atlı Köşk’ün önünde yüzmektedir.' Yani canlarım, burnunuzu elitizime dayadığınız müddetçe bok koklayacaksınız! Demokrasi yalnız sizin için demokrasi değil. Bizim demokrasi anlayışımız çoğunluk için. Peki ya Roboski? Orada demokrasi için kaçımız ses çıkardık? Eğitim şansları, paraları, okulları, işleri olanakları ve en acısı seçenekleri olmadığı için okulda olmaları gerekirken kış ortasında kaçakçılık yapmak zorunda kalan gencecik insanlar için de demokrasi yok mu? Kredi kartlarının senelik aidatları ödememek için dilekçeler yazan eğitimli yüzde elli aynı hassasiyeti Roboski'de bankada hesapları bile olmayan başka gelirleri olmadığı için on iki on üç yaşında kaçakçılık(!) yapmak zorunda kalan çocuklarının öldüğü yerde anma yaptıkları için üç bin lira ceza kesilince aynı duyarlılığı gösterdik mi?
Kitapları çok satan bir yazar, bir kitabında kahramanın ağzıyla cahil ve fakir kesimi 'bulgur kafalılar' diye tanımlamıştı. Ocağın sönsün elitizm! Canım Ünsal Oskay buna tahammül edemezdi. Dünya gözüyle dinleme şansı yakaladığım hocam bir panelinde bu tarz söylemlere karşı şöyle demişti."Yahu adam eve üç kuruş para getiriyor kadın da o paraya ya bulgur pilavı ya makarna yapıyor oluyor sana yüz kilo. Sonra adam da televizyonda gördüğü zayıf bikinili manken kadınları iç geçirerek seyrediyor karısının yanında. Ulan adam kadına dayamış karbonhidratı şişmanlamasın da ne yapsın yarım kilo et mi görüyor dili damağı! Ne yapsın fukaram!" Al sana sosyoloji! Martha Stewart televizyonda bulgurdan salata yapınca cool! Fakir pilavını yiyince bulgur kafalı!
Turgut Uyar'ın dediği gibi "oy pusulalarını ve seçimleri bırak evet seçimleri özellikle bırak çünkü açlık çoğunluktadır'. Afiyet olsun yarasın!
Freud diye bir şey varmış arkadaş!
İnsan uykusunda iki saat ağlar mı?
Şimdi misal bir hayvanat bahçesine gitsem
İlk bulduğum file desem ki
kalk üstümden arkadaş!
Tepiş tepiş yettin desem
sonra bu rüyaymış meğer de uyansam
Herkül'ün oniki görevini okusam uyumadan önce Yiğit'e
Büyüynce gidip ilk iş bir kızın kalbini kırmasa
Ben yaşlanırken o büyüyor ve bu adil değil!
üzülüyorum uyumuyorum ve
kahveyi bulandan başka kimseye
minnet duymuyorum artık
uyanık kalıp sürekli oyalansam
misal lahmacun yapmayı öğrensem her canın çektiğinde pişirsem
ististanısz her defasında poşeti delip
yere sızan çöpün suyunu temizlesem
her akşam yani ama her gün aynı tavayı yıkayıp kurutup kaldırsam
her gün ama her gün kuruturken gözüm ıslansa durmadan hatırlasam
saçmalama hakkımı kullanabilsem
rüyamda görmesem o uzun boylu kızı
sen "ben ona aşıığım" demesen
ve ben seni kalbime değil arka bahçeye gömsem
hiçbir şeyim yok akıp giden yaşımdan başka
keşke yalnız bunun için gömseydim seni....
Şimdi biri çıksın desin ki deme!
Ben diyeceğim tam da yüzüne!
Şimdi biri çıksın desin ki yapma!
Ben yapacağım inadına!
Biri desin durma orada durma yürü
Ben yıkmak için onların yaptıklarını
Ben işte put gibi duracağım orada inadına!
Yasak ne ayol yasak ne biri desin bana hele!
Varsın yeniden tanımlasınlar sözcükleri sözlüklerinde
Biz tanımlamadık kimseyi hiçbir şeyi
Ama tamamladık bütün gedikleri
Ne balık isterim ne simit ne de deniz
Ben istediğim yere uçmak
istediğim yere konmak isterim
Yasak ne ayol yasak ne!
Biri desin bana hele
Desin de çökeyim tepesine!
İster provokatör deyin, ister marjinal, ister direnişçi, ister Teyze. Ne derseniz değil gelinen ve insanları getirdikleri noktada çekilen fotoğraf bu! Onca insan bunca zaman iman tahtasının üzerinde sabır ağacından yapılma bir sapan yontuyormuş meğer! Ve onca olan kanıtladı ki iktidar denen şey, körlüğe, işitme kaybına, unutkanlığa, şuur kaybına ve nihayetinde şizofreniye sebep oluyormuş! Bunu da görmüş olduk! Fakat büyük resme bakınca " iktidarın başarısını" gören BAĞZI yazarlar varmış! Kahrolsun o bağzı yazarlar! Şaşı mı bakıp şaşırmış acep bağzı yazarlar o resme? Ben bakıyorum bakıyorum küçük bir masanın arkasına saklanan koca popolu bir filden başka bir şey göremiyorum! O kadar zavallı bir resim ki artık baktıkça nefret değil sanırım merhamet duymaya başlıyorum.
Sosyal Medyada iktidar partisinin miting afişi dolaştı. Büyük oyunu bozmaya var mısın diye soruyor. Televizyonlarda sergiledikleri figüranlı silahlı telsizli bayraklı müsamere ne komikti! Çamlak çömlek patlatmak içindi hepsi ama kimse yemedi! Oysa bu dünya yeteri kadar büyük. Babalarının tarlası değil de hepimizin oyunu bahçesi gibi görebilselerdi birlikte oynayabilirdik. Oyun bozma aşkının altında nasıl bir çocukluk tramvası var acaba gerçekten merak ediyor insan. Alenen mızıkçılık çağrısı yapılıyor yazık. Ortada bir oyun olduğunu kabul ediyorsa iktidar kaybettiğini de kabul etsin artık! Ama fark edemiyorlar çünkü kaybettiğini kaybetmek bir melekedir ve gerçek kaybedenler önce bu melekelerini kaybederler. Sanrısal bir galibiyet telaşıyla hala koca popolarını masanın ardına saklamaya çalışarak oyunu bozmaya çağırıyorlar! Saklandıkları yeri açık edecek öyle kocaman bir cüsseleri ve öyle küçük bir delikleri var ki yalnızca şunu bilsinler. Gördük! Yalnız aldatan kurt kuzu postuna bürünür, sahte şefkat gösterir,
Yalnız yalancılar ve hakikati gizleme telaşında olanlar iftara atar,
Yalnız korkaklar tehdit eder Yalnız artık sözü geçmeyen bağırır, Yalnız kalan kalabalık toplamaya çalışır ve Yalnızca aciz olan güç kullanıp şiddet uygular. Diyeceğim o ki Sobe!
Kültür Mafyası Dergisi Temmuz-Ağustos Sayısında bu yazıyla Çapulladım.
Zeki Müren'in bir şiir kitabı var: Bıldırcın Yağmuru. Bulabilirsem alacağım mutlaka. Kitaptan içime işleyen iki şiiri seçtim okudum içim almadı hicran ki ne hicran! bir de onlara kardeş iki şarkıyı çaldım kendime eziyet olsun diye! Bir kez daha sevdim Zeki Müren'i. Şarkılarını değil yalnızca, kendisini. Açtım bir belgesel seyrettim insan hiç görmediği tanımadığı birini özler mi? Şeker hastalığını, anjiyosunu, babaannesini anlatışını, nazara inancını, güzel türkçe konuşmaya küçük yaşta yemin ettiğini, her gün içtiği avuç dolusu renkli ilacı yukarıdan bakınca lunaparka benzetişini, hiç aşık oldunuz mu sorusuna verdiği cevap sırasında dolan gözlerini nasıl sevdim. Nasıl güzel bir insan geçti bu dünyadan dedim. Güzel adamlar güzel de seviyormuş be kardeşim dedim. Volver'i dinleseydi severdi dedim bir de. Ülkü Tamer, çok canım sıkılıyor kuş vuralım istersen demişti. Zeki Müren kitapta 'hasret kurşunuyla dün dört karga vurdum' diyor. İnsan sıkıntıdan ve aşktan katil olabilir. Murtahan Mungan da bir şiirinde kork benden sevgilim ahiretin olurum senin bu kadar çok seven öldürmesini de bilir ölümü göze alan yaşamasını da bilir diyordu. Her sabah uyanıp uyanıp kendini bir kez daha öldürdükten sonra rutin olarak yaşıyor taklidi yapan tüm hayaletlere gelsin!
Kara Rıhtım
saclarin gunah koksa
kirpiklerin ihanetten dokulse
tirnaklarindan yabanci ellerin soguklugu suzulünse
rihtimda bekleyenin benim
yasarken bahcen
gocunce mezarin kalbimdir derdin
icine gommek icin mi kiydin bana
hic gelmesen de bekleyecegim
guvertelerde ucusan nice el var
bana da bir siyah mendil sallayan olur bir gun
yanlislikla
seni saadet kuslarinin kanadi getirmisti
leylek gagalarinda yaban ulkelere gocesin diye mi
ruhumun iklimine uysan ne olurdu
ben degistirirdim dunyami ya da isteseydin
dileseydin kutuplarda taze hurma toplardim ellerimle
ekvator damlarindan buzlar sarkitirdim
gitmek istedin
ne gonlunun iklimi
ne ruhundaki mevsimler...
hepsi bahane gitmek istedin
bekleyeni olan rahat gider
benim de bekleyenim olsaydi rahat giderdim
nereye...
senin ulkene
hic donmesen de bekleyecegim
guvertelerde ucusan nice el var
bir gun bana da bir siyah mendil sallayan olacak yanlislikla
ben... ben...
gozlerim beklemekten kor olmus
hasret sarkilari soyleyecegim iskelelerde
Ekvator Tesbihim
ekvator tesbihim…
sonbahar bakışlarında yeşerir, yeşeriverir aşk
nisan defnesinde dal gibi
geçmişin karanlıklarında ürperir, ürperiverir kin
gözbebeklerimde hal gibi
gönlüme kilit vurdum paslı altından der, deyiverir gözlerin
dudakların çal gibi.
çocukluğumun kış odasında, yorgun şiltede boynum
tedirgin rüyalarımda bugünler masal gibi.
ya o gözler?ah o gözler…
arısı sen, peteği ben
acı buruk bal gibi
ayrılalım bitsin artık
haykıran sen, sızlanan ben
vermem derken, deli gönlüm al diyor.
en acı gerçekleriyle hayat
paslı çivilerde gözbebeklerimiz
karanlıklarla siyahlar pembe bir hayal gibi.
ufuklardan gelen ses
kuduran bulutlar
yerçekimi gök kanunu
ceviz kabuğunda okyanus
bağımsız bir sal gibi.
telve yalardım çocukken
beyaz fincan ak hayal
gönlümün ta derini
simsiyah bir fal gibi
ekşi kokan matador
riya dolu ispanyol kızı
gönülleri tekmeleyen topuklar
ümitlerim, sol omzumdan kaymış kıpkırmızı şal gibi.
göğe açık avuçlarım, ekvator tesbihimde dualar
dudakların git dese, bakışların “kal” gibi.
-bir oyku ki: "bir oyku ki, leyla'sı, mecnun'u ben/ bir oyku ki arzu'su, kamber'i ben/ bir oyku ki gulu, sitemkarı ben/ bir oyku ki yari ben, agyarı ben/ oykum kara/ uykum kara/ benligim/ uzaklara, uzaklara, uzaklara"