3 Mart 2014 Pazartesi

memleketin en kral adamı


Sevgili Ekrem Abi, 
Seni bu memleketin en kral adamı ilân ettim! Ömrüm boyunca daha önce hiçbir hemcinsimi yahut erkeği seni kıskandığım kadar da kıskanmadım bilesin! Şu hayatta örnek aldığım benzemek yerinde olmak istediğim  insansın! Başta bahsettiğin doktor olmak üzere sana köylü deyip dudak büküp aşağılayanlar  o 'sıfırladığın' egona kurban olsunlar e mi ! Biz şehirliyiz de ne olmuş sanki? Fırtınalı aşklar yaşıyoruz. Tırt! Acep kombili evlerimizde yüksek binalı sokak aralarında  kaç fırtına gördük? Yeni aşklara yelken açıyoruz! Acep kaçımızın kayığa binmişliği var? Dağ bayırı geçtim iki merdiven çıkalım bi yokuş tırmanalım tıkanıyoruz kesiliyoruz be abicim biz! Şule Gürbüz'ün bir röportajında izlemiştim  Eskiden mevlevihanelerde senin yaptığın gibi ağaçları hakkederek heykel değil de koca koca saatler yaparmış bazı  mevleviler. Şule Gürbüz   mekanik saat tamircisi zanaatkaryazar, ustasıyla çekilmiş çok güzel bir belgeseli var demişti ki tamir ettiğim o mevlevihane çıkışlı saatlerin hiçbirinde imza yoktu biz bi kalem oysak altına hemen imza atacak yer ararız dervişler bilerek isim yazmamış o güzelim saatere. Seni izleyince şimdi o sözler geldi aklıma açtım bir daha izledim belgeseli. Meşhur benim oyumla köylününki bir mi sözünden de utanmıştır umarım o 'oyuncusunucumanken' Dudaklarını şişirip şişirip açık e ile keeendiii mi yapmışkiiiiii dediğini duyar gibiyim! Sanat galerileri bienaller müzeler  hepiniz nasıl sahtesiniz nasıl slikion nasıl 'oryalle açılmış' nasıl lens nasıl topuklu nasıl beni gör bana bak,  nasıl 'güzelim farklıyım eşsizim estetiğim değil mi 'siniz ve bu heykelleri görünce ustasının kırılsın önemli değil dediğini duyunca umarım hepiniz utanırsınız içinizdeki Tanrı kompleksinden! 


26 Şubat 2014 Çarşamba

iki okyanus

Ben bugün  imkansızın fotoğrafını gördüm
ve şöyle yazıyordu üzerinde:
İki okyanusun karşılaşıp birbirine karışmadığı yer...





12 Şubat 2014 Çarşamba

şimdiki muganniler utansın aybalam!



                                                                                                                                                                                 
                                                             

3 Şubat 2014 Pazartesi

(re)volver

Ve Michelle döndü! Bu kadının şarkı yazmasını yasaklasın birileri! Üzerine uyarı yazısı koysunlar albümlerinin! Ne bileyim ben! 'Gündüz gözüyle yağmurlu havada yolda yürürken sakın dinlemeyin, bir taşın üstüne çöker kalırsınız, yoldan geçen arabalar üstünüzü başınızı, sözleri yüzünüzü gözünüzü ıslatır' yazsınlar!



















15 Ocak 2014 Çarşamba

o değil de...

-ne diyorum biliyor musun?
- ya o değil de...
-ne yapalım biliyor musun?
-dur şimdi...
"Y
a o değilde" kadar bencil pislik leş gibi ego kokan başka bir kalıp, "dur şimdi" kadar ömür yiyen bir ihtar var mı acaba? Niye o değil de anasını satayım niye o değil de? Neymiş daha mühimi? Söyle, sen söyle, onu da sen söyle! Seninki daha mühim. Yapmayın bunları, demeyin, o değil de insanı olmayın e mi?

4 Ocak 2014 Cumartesi

30 Yaş vesilesiyle Andy Rooney' ye ve hemcinslerime k(açık) mektup!


Sevgili Andy, sen bu satırları okuduğunda benim sinirim çoktan geldiği gibi gitmiş olacak, biliyorsun ancak yazınca gidiyor meret.  Ne yapayım?  Günün pikaçusu sensin paşam!  İdare et ve kabul et hak ettin! An itibariyle sana otuzdan bildiriyorum. Kontrol ediyorum: Aynı! 

Bir aydır sosyal medyada 30 yaşla ilgili yazdığın bir metin dönüp duruyor.  Benim kadın arkadaşlarım da sağ olsun önüne "aynen aynen,  ay nasıl doğru, kesinnnnlikle''  bilgilendirmesi ve şartlamasıyla  paylaşa paylaşa bitiremedi yazını. Benim  'bu kesinnnlikle çok doğru'larla ömrü billah aram iyi olmadı. Nerede bir kesinlik varsa orada muhakkak bir işlem hatası var deyip başa ne zaman dönsem  sağlaması tutmadı. O bölme işleminin hep aklımı bulandıran bir kalanı, küsuratı oldu! Bir sürü "kesinlikle kahraman" dediklerini "faşist pislik" deyip gömdüğüm de az değil.  Arka bahçem hayli kalabalık toprağı kabarık! O yüzden çok güzel irmik helvası yaparım bak!  Ay yine dağıldım, bu huyuma da uyuz oluyorum ya neyse...
Gelelim yazıya... Andy'cim  demişsin ki  "Yaşım ilerledikçe, en çok otuz yaşını aşmış bayanlara değer vermeye başladım." Sonra da sebeplerini sıralamışsın inci gibi:
"Otuz yaşını geçmiş bir kadın asla sizi gecenin bir yarısı uyandırıp "ne düşünüyorsun?" diye sormaz. Umurunda değildir çünkü ne düşündüğünüz.''
Sen öyle san! İçi içini yiyordur umurundadır  ama sana çaktırmaz çünkü çoğunuzun  özgüven ve özsaygı sorunu  olduğunu bildiğinden sana değer verdiğini hissettirdiği anda kaba tabirle kıçının havalanacağını düşündüğünden sana değil muhtemelen en yakın kız arkadaşını gecenin bir yarısı uyandırıp sence ne düşünüyordur beni düşünüyor mudur aldatıyor mudur diye soruyordur o kadın. Ondan seni aramıyor anacım. (Allah telefonun ucundaki o kadının da yardımcısı olsun).
Demişsin ki "otuzunu aşmış bir kadın TV deki maçı seyretmek istemiyorsa, söylene söylene TV 'nin karşısında yanınızda oturmaz... Yapmak istediği bir şeyi yapar. Ve bu genellikle daha enteresan bir şeydir."
Ha şunu bileydin! Senden ümidi kesmiş belli ki ortak zevk alacağınız tek bir halt paylaştığınız yok, belli ki sana yol görünmüş  bekar ve tek kalınca erkeksiz kılsız tüysüz ev nasıl da temiz olacak oh  diye düşünüyordur. Nasıl enteresan değil mi?
İncilerin bununla da kalmamış, devam etmişsin,
" Otuzunu aşmış çok az kadın onun hakkında ya da yaptıkları hakkında ne düşündüğünüzü önemser."
Afedersin? Canım benim, inan bana etrafımda otuzunu çoktan devirdiği halde kocasının, komşusunun, kapıya gelen sucunun, gelininin, kaynanasının,  bir  tek cümlesi, bakışı yüzünden sabahlayan, ne demek istedi şimdi bu diye diye o cümleyi içinde evlat acısı gibi taşıyan, gizli öznesini  kayıp çocuğunu arar gibi arayan  ögelerine ayırırken ne demiş olabileceğini düşünüp aslında demek istemediği şeyleri dediğine kanaat getirirken kendini parçalayan kadınlar var.

Demişsin ki bir de: "Otuzunu aşmış kadın, ağırbaşlıdır. Bir operanın ortasında ya da pahalı bir restoranda sizinle çığlık çığlığa kavga etmesi çok nadirdir."
 O kadınlar  var ya... Seni hiç sevmemiş ya hu! Bir kadın aşıkken değil otuzunda, doksanında da olsa sevdiği adam için asil değil rezil olabilir. Gocunmaz. Rezalet ve asalet kavramının tanımını yeniden yazmıştır zaten. Pahalı restoranda sizinle çığlık çığlığa kavga eder. Çünkü o pahalı restorandaki insanlara rezil olmak umurunda bile değildir. Ayrıca seven kadının ağırbaşlısı değil hafifmeşrebi makbuldür  anacım haberin olsun!
Son olarak yazının imamesine bi de püskül takmışsın şekerim;

"Hak ettiyseniz, size vururken de hiç tereddüt etmez, sonuçlarına katlanmayı da planlayarak..."

Ah be Andyciğim! Bizim coğrafyada işler hiç öyle yürümüyor. Ayrıca bilesin ki otuzunu değil ama kendi sınırını aşmış bir kadın şiddet görmek kadar şiddet göstermenin de tereddütle yaklaşılması gereken bir şey olduğunu iyi bilir. O sonuçları planlamadığı ve mecbur kaldığı için bedelini özgürlüğüyle hatta canıyla ödeyen kaç kadın var bu dünyada haberin var mı acep?
Böyle işte... Sana diyeceklerim bu kadar!

Hemcinslerime gelince... Rakamlara takılmayalım, yeni yaşlardan da bir şey beklemekten vazgeçelim artık gözünüzü seveyim! Yeni sayfa aç falan diyenler var aranızda. Defterin içinde kahve lekesi, kan lekesi, yanık lekesi, yaş lekesi, yırtık, yama, zaten kabarmış eprimiş yeni sayfa açsak ne değişecek. Değişmesin de zaten, herkesin defteri kendine! Kenar süsümüz de olur elbet can sağlığı olsun.  Anlarla zamanlarla yaşlarla değil anılarla büyüyoruz yaşlanıyoruz  be anacım.  Geçmiş de mühim. Hatta benim nazarımda gelecekten daha mühim. Aldığından çok yaş döken kadınlar var. Sırılsıklam, böyle rutubet içinde... Bakın ilk fotoğraftaki bebek benim. İzmir'deyiz. Babaannemin kucağındayım yüzü görünmüyor, ikinci fotoğraftaki çocuk da ben.  Annemin kucağındayım Mardin'deyiz bu kez annemin yüzü görünmüyor, pastayı tutan üvey annem Terfa. Üçüncü fotoğraftaki de babaannem Adlâ... 

      

Yüzleri yok bu kadınların!  Niye yok ulan niye yok! Ben bugün hayaletlerle düşüp kalmayı planlıyorum ve kendime soruyorum yine:  Niye arkada çalan hep aynı Rumeli türküsü?



Aşk ipliği ile dikilen dikiş
Bir ömür boyu sökülmezmiş
Beni diktiler de ne oldu sanki
Her tarafım yama yama yama...

Ha! Bu arada 5 ocak yani yarın Berkin Elvan'ın doğum günü. 31 Aralık'da çok sevdiğim  yazar Sema Kaygusuz "yeni yıl dileğim yok derhal istiyorum. Berkin uyansın" yazmış, altına şu yorumu yapmıştı bir insan müsveddesi. "Öff bugünde mi gündem".  Ben buradan son olarak o insan müsveddesine sesleniyorum birincisi o "de" ayrı. İkincisi evet bugün DE gündem! Hastane odalarında günahsız uyuyan bütün çocuklar uyanana kadar DA gündem! Uyanamazlarsa hatta o gün DE gündem! Doğum günümde DE gündem! 
Yeni yaşımdan hiçbir şey beklemiyorum.  Ne simli pabuçlar, ne pırlantalı küpeler, ne varaklı aynalar, ne sedef kakmalı evler isterim.  
Berkin uyansın gözlerini açsın yeter!
Daha  da diyeceklerim vardı da bugün bir hediye aldım. Ahmet Güntan  diyor ki hediyemde:
 " Her şey herkese anlatılmıyor.''...




1 Ocak 2014 Çarşamba

Aşting'e mektuplar I

31.12.2013
Sevgili Aşting,
Bu sana Dünya'dan gönderdiğim ilk mektubum. Yukarıdaki rakamlar sana bir şey ifade etmedi muhtemelen. Sonraki mektuplarımda sana detaylı bir şekilde açıklarım anlamını. Bu gezegende insan denilen canlılar zaman adını verdikleri bir şey uydurmuş. Kullandıkları takvimler bizimkinden çok farklı. Zaman kavramını sonra detaylı açıklarım ama kısaca şöyle diyeyim gezegenlerine de kendileri gibi gereksiz bir anlam yüklemişler. Dünya kendi etraflarında dönüyor sandıkları yetmiyor gibi dünyanın da kendi etrafında dönerken zaman kavramını etkilediğine hükmetmişler. Her dönüşü bir yılda tamamladıklarına inanıyorlar ki bu dönüş yine kendi uydurdukları zamansal terimlerle matematik hesaplamalara göre 365 gün 6 saat 9 dakika 55 saniye sürüyor ve ilginç olan nokta şu ki bu döngülere yıl diyorlar ve her döngü bitişini kutluyorlar. Yeni döngünün başlangıcını da kutluyor olabilirler sanırım yaptıkları bu. Doğruyu söylemek gerekirse ben de tam anlamadım. Kimi beyaz sakallı bir dededen, kimi tanrıdan kimi de evrenden sürekli bir şeyler istiyor, sürekli diliyorlar, bekliyorlar ben böyle mal yaratıklar görmedim! Gezegenlerinin sonu yaklaştığı, hayvan ve bitki türlerinin bizim gezegenimizdekinin neredeyse yüzde biri kadar olduğu halde ve şimdiye kadar edindiğim bilgilerle insanların derin bir yas içinde olması gerekirken bu denli mutlu görünmeleri beni korkutuyor. Çok tekinsiz bir gezegen ya hu! Haber bekliyorum. Göndereceğim güvercin umarım seni bulur, gökyüzündeki ışıklı fişekler yüzünden ölmez de sana ulaşırsa bana yaz.


hasret ve gariblikle sarılıyorum

kucak dolusu kediler

Yutapa