15 Ocak 2014 Çarşamba

o değil de...

-ne diyorum biliyor musun?
- ya o değil de...
-ne yapalım biliyor musun?
-dur şimdi...
"Y
a o değilde" kadar bencil pislik leş gibi ego kokan başka bir kalıp, "dur şimdi" kadar ömür yiyen bir ihtar var mı acaba? Niye o değil de anasını satayım niye o değil de? Neymiş daha mühimi? Söyle, sen söyle, onu da sen söyle! Seninki daha mühim. Yapmayın bunları, demeyin, o değil de insanı olmayın e mi?

4 Ocak 2014 Cumartesi

30 Yaş vesilesiyle Andy Rooney' ye ve hemcinslerime k(açık) mektup!


Sevgili Andy, sen bu satırları okuduğunda benim sinirim çoktan geldiği gibi gitmiş olacak, biliyorsun ancak yazınca gidiyor meret.  Ne yapayım?  Günün pikaçusu sensin paşam!  İdare et ve kabul et hak ettin! An itibariyle sana otuzdan bildiriyorum. Kontrol ediyorum: Aynı! 

Bir aydır sosyal medyada 30 yaşla ilgili yazdığın bir metin dönüp duruyor.  Benim kadın arkadaşlarım da sağ olsun önüne "aynen aynen,  ay nasıl doğru, kesinnnnlikle''  bilgilendirmesi ve şartlamasıyla  paylaşa paylaşa bitiremedi yazını. Benim  'bu kesinnnlikle çok doğru'larla ömrü billah aram iyi olmadı. Nerede bir kesinlik varsa orada muhakkak bir işlem hatası var deyip başa ne zaman dönsem  sağlaması tutmadı. O bölme işleminin hep aklımı bulandıran bir kalanı, küsuratı oldu! Bir sürü "kesinlikle kahraman" dediklerini "faşist pislik" deyip gömdüğüm de az değil.  Arka bahçem hayli kalabalık toprağı kabarık! O yüzden çok güzel irmik helvası yaparım bak!  Ay yine dağıldım, bu huyuma da uyuz oluyorum ya neyse...
Gelelim yazıya... Andy'cim  demişsin ki  "Yaşım ilerledikçe, en çok otuz yaşını aşmış bayanlara değer vermeye başladım." Sonra da sebeplerini sıralamışsın inci gibi:
"Otuz yaşını geçmiş bir kadın asla sizi gecenin bir yarısı uyandırıp "ne düşünüyorsun?" diye sormaz. Umurunda değildir çünkü ne düşündüğünüz.''
Sen öyle san! İçi içini yiyordur umurundadır  ama sana çaktırmaz çünkü çoğunuzun  özgüven ve özsaygı sorunu  olduğunu bildiğinden sana değer verdiğini hissettirdiği anda kaba tabirle kıçının havalanacağını düşündüğünden sana değil muhtemelen en yakın kız arkadaşını gecenin bir yarısı uyandırıp sence ne düşünüyordur beni düşünüyor mudur aldatıyor mudur diye soruyordur o kadın. Ondan seni aramıyor anacım. (Allah telefonun ucundaki o kadının da yardımcısı olsun).
Demişsin ki "otuzunu aşmış bir kadın TV deki maçı seyretmek istemiyorsa, söylene söylene TV 'nin karşısında yanınızda oturmaz... Yapmak istediği bir şeyi yapar. Ve bu genellikle daha enteresan bir şeydir."
Ha şunu bileydin! Senden ümidi kesmiş belli ki ortak zevk alacağınız tek bir halt paylaştığınız yok, belli ki sana yol görünmüş  bekar ve tek kalınca erkeksiz kılsız tüysüz ev nasıl da temiz olacak oh  diye düşünüyordur. Nasıl enteresan değil mi?
İncilerin bununla da kalmamış, devam etmişsin,
" Otuzunu aşmış çok az kadın onun hakkında ya da yaptıkları hakkında ne düşündüğünüzü önemser."
Afedersin? Canım benim, inan bana etrafımda otuzunu çoktan devirdiği halde kocasının, komşusunun, kapıya gelen sucunun, gelininin, kaynanasının,  bir  tek cümlesi, bakışı yüzünden sabahlayan, ne demek istedi şimdi bu diye diye o cümleyi içinde evlat acısı gibi taşıyan, gizli öznesini  kayıp çocuğunu arar gibi arayan  ögelerine ayırırken ne demiş olabileceğini düşünüp aslında demek istemediği şeyleri dediğine kanaat getirirken kendini parçalayan kadınlar var.

Demişsin ki bir de: "Otuzunu aşmış kadın, ağırbaşlıdır. Bir operanın ortasında ya da pahalı bir restoranda sizinle çığlık çığlığa kavga etmesi çok nadirdir."
 O kadınlar  var ya... Seni hiç sevmemiş ya hu! Bir kadın aşıkken değil otuzunda, doksanında da olsa sevdiği adam için asil değil rezil olabilir. Gocunmaz. Rezalet ve asalet kavramının tanımını yeniden yazmıştır zaten. Pahalı restoranda sizinle çığlık çığlığa kavga eder. Çünkü o pahalı restorandaki insanlara rezil olmak umurunda bile değildir. Ayrıca seven kadının ağırbaşlısı değil hafifmeşrebi makbuldür  anacım haberin olsun!
Son olarak yazının imamesine bi de püskül takmışsın şekerim;

"Hak ettiyseniz, size vururken de hiç tereddüt etmez, sonuçlarına katlanmayı da planlayarak..."

Ah be Andyciğim! Bizim coğrafyada işler hiç öyle yürümüyor. Ayrıca bilesin ki otuzunu değil ama kendi sınırını aşmış bir kadın şiddet görmek kadar şiddet göstermenin de tereddütle yaklaşılması gereken bir şey olduğunu iyi bilir. O sonuçları planlamadığı ve mecbur kaldığı için bedelini özgürlüğüyle hatta canıyla ödeyen kaç kadın var bu dünyada haberin var mı acep?
Böyle işte... Sana diyeceklerim bu kadar!

Hemcinslerime gelince... Rakamlara takılmayalım, yeni yaşlardan da bir şey beklemekten vazgeçelim artık gözünüzü seveyim! Yeni sayfa aç falan diyenler var aranızda. Defterin içinde kahve lekesi, kan lekesi, yanık lekesi, yaş lekesi, yırtık, yama, zaten kabarmış eprimiş yeni sayfa açsak ne değişecek. Değişmesin de zaten, herkesin defteri kendine! Kenar süsümüz de olur elbet can sağlığı olsun.  Anlarla zamanlarla yaşlarla değil anılarla büyüyoruz yaşlanıyoruz  be anacım.  Geçmiş de mühim. Hatta benim nazarımda gelecekten daha mühim. Aldığından çok yaş döken kadınlar var. Sırılsıklam, böyle rutubet içinde... Bakın ilk fotoğraftaki bebek benim. İzmir'deyiz. Babaannemin kucağındayım yüzü görünmüyor, ikinci fotoğraftaki çocuk da ben.  Annemin kucağındayım Mardin'deyiz bu kez annemin yüzü görünmüyor, pastayı tutan üvey annem Terfa. Üçüncü fotoğraftaki de babaannem Adlâ... 

      

Yüzleri yok bu kadınların!  Niye yok ulan niye yok! Ben bugün hayaletlerle düşüp kalmayı planlıyorum ve kendime soruyorum yine:  Niye arkada çalan hep aynı Rumeli türküsü?



Aşk ipliği ile dikilen dikiş
Bir ömür boyu sökülmezmiş
Beni diktiler de ne oldu sanki
Her tarafım yama yama yama...

Ha! Bu arada 5 ocak yani yarın Berkin Elvan'ın doğum günü. 31 Aralık'da çok sevdiğim  yazar Sema Kaygusuz "yeni yıl dileğim yok derhal istiyorum. Berkin uyansın" yazmış, altına şu yorumu yapmıştı bir insan müsveddesi. "Öff bugünde mi gündem".  Ben buradan son olarak o insan müsveddesine sesleniyorum birincisi o "de" ayrı. İkincisi evet bugün DE gündem! Hastane odalarında günahsız uyuyan bütün çocuklar uyanana kadar DA gündem! Uyanamazlarsa hatta o gün DE gündem! Doğum günümde DE gündem! 
Yeni yaşımdan hiçbir şey beklemiyorum.  Ne simli pabuçlar, ne pırlantalı küpeler, ne varaklı aynalar, ne sedef kakmalı evler isterim.  
Berkin uyansın gözlerini açsın yeter!
Daha  da diyeceklerim vardı da bugün bir hediye aldım. Ahmet Güntan  diyor ki hediyemde:
 " Her şey herkese anlatılmıyor.''...




1 Ocak 2014 Çarşamba

Aşting'e mektuplar I

31.12.2013
Sevgili Aşting,
Bu sana Dünya'dan gönderdiğim ilk mektubum. Yukarıdaki rakamlar sana bir şey ifade etmedi muhtemelen. Sonraki mektuplarımda sana detaylı bir şekilde açıklarım anlamını. Bu gezegende insan denilen canlılar zaman adını verdikleri bir şey uydurmuş. Kullandıkları takvimler bizimkinden çok farklı. Zaman kavramını sonra detaylı açıklarım ama kısaca şöyle diyeyim gezegenlerine de kendileri gibi gereksiz bir anlam yüklemişler. Dünya kendi etraflarında dönüyor sandıkları yetmiyor gibi dünyanın da kendi etrafında dönerken zaman kavramını etkilediğine hükmetmişler. Her dönüşü bir yılda tamamladıklarına inanıyorlar ki bu dönüş yine kendi uydurdukları zamansal terimlerle matematik hesaplamalara göre 365 gün 6 saat 9 dakika 55 saniye sürüyor ve ilginç olan nokta şu ki bu döngülere yıl diyorlar ve her döngü bitişini kutluyorlar. Yeni döngünün başlangıcını da kutluyor olabilirler sanırım yaptıkları bu. Doğruyu söylemek gerekirse ben de tam anlamadım. Kimi beyaz sakallı bir dededen, kimi tanrıdan kimi de evrenden sürekli bir şeyler istiyor, sürekli diliyorlar, bekliyorlar ben böyle mal yaratıklar görmedim! Gezegenlerinin sonu yaklaştığı, hayvan ve bitki türlerinin bizim gezegenimizdekinin neredeyse yüzde biri kadar olduğu halde ve şimdiye kadar edindiğim bilgilerle insanların derin bir yas içinde olması gerekirken bu denli mutlu görünmeleri beni korkutuyor. Çok tekinsiz bir gezegen ya hu! Haber bekliyorum. Göndereceğim güvercin umarım seni bulur, gökyüzündeki ışıklı fişekler yüzünden ölmez de sana ulaşırsa bana yaz.


hasret ve gariblikle sarılıyorum

kucak dolusu kediler

Yutapa

13 Aralık 2013 Cuma

Erdal

Erdal Eren... Kenan Evren'in asmayalım da besleyelim mi dediği Erdal! 17 yaşında olmasına rağmen "ibreti alem olsun diye" asabilmek için yaşını büyüttükleri Erdal. Ömrü billah "deli kadın" diye yaftaladıkları cânım Aysel Gürel'in son bakışından bahsettiği çocuğun gözlerini gördünüz mü?

"Her ceset sen, ben ya da biz olabiliriz. Arada hiç fark yok eğer yaşıyorsak, bunu bir başkasının kirletilmiş bedenine borçluyuz bu nedenle her savaş bir iç savaştır, her şehit, yaşayan canlıya benzer ve ondan ölümünün hesabını sorar ve savaş bir gün biterse kendimize şunu sormalıyız: peki, ölüleri ne yapacağız? Neden öldüler?" demiş Cesare Pavese... 

Bugün Erdal Eren'in ölüm yıl dönümü. 2 hafta sonra onu asanların müebbet cezası alacakları duruşma varmış... Müebbet bile şu an dünyanın en acısız ezasız en masum kelimesi. Ebediyete kadar demek ya hani. Yine de içinde bir canlılık bir hayatta kalma barındırıyor ya o yüzden nasıl mutlu! Oysa ölen öldü! Tek bir nefesini geri verecek mi müebbet yatsalar yaşasalar nefes almaya devam etseler bir odada? Toprağın altındaki tek bir günlüğüne de olsa dirilecek mi? Bir gün barış gelse bile ölenler geri gelmeyecek. O taşlara tırmanarak tepelere diktiğiniz o lanet bayraklarınızın öyle yüksek görünmesinin sebebi ne biliyor musunuz? Üstüne basarak çiğnediğiniz cesetlerin istifi! Siz o muasır medeniyet seviyelerine cesetler üstünde, ölenlerin ardında kalanların bağırlarına bastıkları taşlar üzerinde yükseldiniz. O bayrakları siz cesetlerin üzerine tırmana tırmana diktiniz! Madalyalarınız birer teneke parçası! Şehitlik  palavranız yalan! Bayrağınız kan rengi yamalı!  Biz hayatta kalanlar ölüleri diriltemediğimiz müddetçe birer yara yama leke pas  ve kirden ibaretiz! Hepsi bu.

23 Kasım 2013 Cumartesi

Sultan ve Şair

 Motordan indim, arkadaşımı aradım. Boşver Kambur'un Bahçesi'ni ben Karaköy'e yürüyorum yok Karabatak'a  gelme köprüye yürüyorum oraya gel dedim niye diye  sormadı. Vardığımda herkesin yüzüne dikkatle bakmaya başladım gizli kamera bile aradı gözlerim istemsiz etrafı  kolaçan ettim. Yok. Sanki iki dakika önce buradaydılar da yetişemedim geç kaldım hissiyatıyla üzüldüm.

Altı üstü bir  "oyun",  üstelik incecik... 'O hoo! Ben bunu sinek dağlarında vızlatırım,  biraz otobüs, biraz Beşiktaş motoru derken biter' dedim. Öyle de oldu ama yakamı bırakmadı. Bitince bitmiyormuş! Bir kere okumakla paçayı kurtaramayacağım türden bir kitapla karşı karşıyayım dedim kendime.  Tekrar okudum sonraki gün tekrar, sonra tekrar...Metin  türüne sadık kalarak öyle bir kumpas kuruyor öyle bir kündeye getiriyor ki yerde iki seksen buluyorsunuz kendinizi. Ne oluyor demeye kalmadan bakıyorsunuz elini uzatıyor öyle tekinsiz bir el ki dost mu düşman mı belirsiz, akıllı mı deli mi muamma... Çaresiz tuttum uzanan eli hop okkalı bi şamar!  Bir daha yeri gördüm. Fena da olmadı bazen toparlanmanız için birinin karşınıza geçip aslında ağzınızı burnunuzu dağıtması gerekiyor. Hele ki yazmaya  yeltendiyseniz şimdiden söyleyeyim ev sahibesinin döşeği sert! Her ne ise gönül verdiğiniz karşısında diz çökmeden dize getiremeyeceğinizi salık verecek kadar sert! Merhametin başka türlüsüne alışkın olmayanlar için zorlu bir imtihan!

Sema Kaygusuz'un yeni kitabı Sultan ve Şair'den bahsediyorum. Türüksüz kafiyesiz ezbersiz sıfatsız hakiki bir metindi. Ekmeğe sür ye öyle bir kitap. Reçel değil ama olsa olsa muhammara! Ben mızrağı aramaya gidiyorum dönmezsem meraklanmayın beklemeyin uyuyun siz. Ne de olsa önünde sonunda bir gün biri ne kaybettiğini hatırlayıp tatlı uykunuzdan uyandıracak ve  size o soruyu soracak. Yahut siz hatırlayacaksınız bir zamanlar kimde neyi unuttuğunuzu... Her halükarda vay halinize!

Not: Gözümü kapattığımda James Gandolfini'nin Şair'i, Jean Dujardin' in de Sultan'ı oynadığını hayal ettim bir an... Neticede herkesi şairi de sultanı da kendine!




6 Kasım 2013 Çarşamba

new girl

Komşular ihbarda bulunuyorum!  Bu dizi her türlü ahlaka mugayir olayın vuku bulduğu 
çok afedersiniz bir yahudinin, bir zencinin, bir tanrıtanımazın ve bir  kadının aynı çatı altında "kızlı erkekli" yaşadığı aşırı eğlenceli aşırı tatlı bir dizidir.

 Kızlı erkekli toplaşıp izlemenizi öneriyorum. İyi seyirler