11 Temmuz 2012 Çarşamba

İnsanlık için 8 dakika

 Yer, prensler lordlar dükler ve hali hazırda Alice’in harikalar diyarı İngiltere’nin Nottingham şehri. Kolunu kaldırsan bir asile çarparsın Maazallah! Kraliyet topraklarında öyle bir olay oldu ki medeniyete halel geldi. Bu kez söz konusu olan asalet değil bildiğin rezalet. Hadiseye gelince olay bizim coğrafyamız için neredeyse günlük hayatın bir parçası haline gelen duyunca artık tek bir tüyümüzü bile diken diken etmeyecek kılımızı kıpırdatmayacak kadar normalleştirdiğimiz bir eylem ‘tecavüz’. Kulağa inanılmaz geliyor değil mi? İngilizler benim senin gibi yaşayan insanlar değiller tamam iki gözleri iki kulakları var ama nezaket akıyor paçalarından Amerikalılar gibi değiller ahbap demezler İtalyanlar gibi kavga eder tonda şakalaşmazlar bizim gibi tanıdık tanımadık her orta yaş adama işleri düşünce dayı diye seslenmez öyle kolay kolay enseye tokat kıvamına gelmezler. Hep bir mesafe. Adada yaşayanlara özgü olduğundan şüphelendiğim enteresan bir dört yanım deniz ben de yalnız bir adayım nihayetinde hissiyatıyla bir soğukluk hali. Misal bir kahvede su isteseler yalvarıyorlar sanırsın öyle bir cümle kalıpları nezaket halleri var. Adını hatırlayamadığım yazarın biri (beni affetsin) nezaket iletişimsizliğin sanat için sanatıdır der. Bu kez nezaket de iletişim de çark etti ve bir otobüs dolusu insan toplu  tecavüze bulaştı.
Türk lirası olarak 50 kuruşla ifade edebileceğimiz kadar parası çıkışmadığı için binemediği otobüsün şoförüne gecenin bir vakti yolcuların muhtemelen o an yumdukları ve başka yöne çevirdikleri gözleri önünde tam 8 dakika boyunca yalvaran hukuk öğrencisi kız evine yürüyerek gitmek zorunda kaldı ve sokak ortasında uyuşturucunun etkisindeki saldırgan tarafından dövüldü, tecavüze uğradı.
Saldırgan Moran (ben Tek harf değişikliğinde herhangi bir beis görmeden Moron demek istiyorum yüksek müsaadenizle) bölgeye yaklaşan polis aracını görüp paniğe kapılmış ve kızın kurtarıcısı gibi davranıp polise parkta yaralı bir kız gördüğünü söylemiş. 19 yaşındaki saldırgan Moron’un zekası ve hayal gücü olayı daha fazla gizlemeye yetmeyince de polis tarafından yakalanmış. Hasıl kelam, uzun süredir İngiltere gündemini meşgul eden dava sonuçlandı ve elbette yalnızca saldırgan suçlu bulundu. Olayın asıl civcivli kısmına geliyoruz ki beni en çok bu demeç zıvanadan çıkardı. Davaya bakan yetkililerden biri olan dedektif Rob Griffin sokak kamera kayıtları incelendiğinde kızın 8 dakika boyunca otobüs şoförüne kendisini alması için yalvardığının görüldüğünü söylemiş ve şu incileri dökmüş “Bir açıdan düşündüğünüzde otobüs şoförünü de suçlu bulabilirsiniz. Fakat o kız olmasa Moron bir başkasına saldıracaktı. Dolayısıyla bu olaydaki tek suçlu Moron’dur.
Dedektifin kafasının çalışma prensibine hayran kaldım! Katmalı ve aslında kolektif bir vahşeti görmezden gelip aramızdan en çirkin suratlısını suçlayıp cezalandırma refleksi vicdan azabının acil çıkış kapısından başka bir şey değil.

8 Dakika

Sahi ne ifade ediyor sizin için? 8 dakikada duş alabilirsiniz. Traş olabilirsiniz Omlet yapabilirsiniz sonra evinizden kullandığınız toplu taşıma aracına yürüyebilirsizin. Cüzdanınızı evde unutabilirsiniz paranız çıkışmaz tam 8 dakika şoföre yalvarırsızınız ve vicdanlarını muhtemelen suratlarındaki siyah habis bir benden kurtulmak ister gibi bir ameliyat masasında aldırdıklarından zerre şüphe duymadığım insanların tanıklığında inersiniz yürürsünüz ve belki de lanet bir sekiz dakika sonra gözü dönmüş birinin tecavüzüne uğrarsınız. Ve belki yalnızca 8 dakika sürer!    

Önümüze gelene bin tekme
Hadi dökülelim o kıza o Moron tecavüz etmedi yalnızca Bir otobüs dolusu insan tecavüz etti. Belki o şehirdeki her araca cüzdanını kaybeden parası yetmeyen insanlar için bilet  yerine gerekirse sonradan ödenmediği takdirde para cezasına dönüştürülebilen sınırlı ve şartlı bir geçiş hakkı sağlasalardı bu olay hiç yaşanmayacaktı. Medeniyetin ve çağdaşlığın demirbaşı sosyal devlet vatandaşını yolda bırakmamalı. Bırakıyorsa sonuçlarına katlanıp suça ortaklığını kabul etmeli.
Aynaya bakmadığımız müddetçe  görüşümüz netleşmeyecek ve ilk eşikte içimizin isinden kararan aynı utanç duvarına toslayacağız.
Adorno’nun da dediği gibi ‘Yanlış hayat doğru yaşanmaz’ . Ve insanlık olarak bir yerde çok sağlam bir yanlışımız olduğundan adım kadar eminim.
Muhtemelen memleketimin pek yardımsever pek vicdanlı vatandaşları bu topraklarda Pippa’nın başına gelenleri çabuk unutup bu haberi gazetelerde internet sitelerinde seyredip medeniyet ölmüş arkadaş Avrupa’ya bak demek onlar da yapıyor diyecek. Peki bu tutum ne kadar sağlıklı?. Barış yürüyüşü sırasında 2008'de Gebze'de tecavüz edilip, öldürülen Pippa Bacca'nın katiline uygulanan "hafifletici sebepler" indirimi, ile Bacca'nın katilinin aldığı ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası, 30 yıla indirildi ve karar Yargıtay'ca da onandı.

Herkes dönüp kendi uyuzunu kaşımalı. Gerçek şu ki biz burada bir halt ettik İngilizler de temiz değilmiş diyerek durumu eşitlemiş falan olmuyoruz! Kaybeden insanlık ve bir skor söz konusuysa insanlık iki sıfır mağlup!

Erdem kimin adıydı?

Dünyanın selameti için teknolojiden çok adalete ihtiyaç var. Sosyal devlet kadar  vicdan ve merhamete ihtiyacı var. Kadın politikacıların bile duygusal davranarak yanlış(!) kararlar almamak için artık testosteron hormonu iğneleri yaptırdığı bir dünyadan söz ediyoruz! Duygularla hareket etmeyi zaaf kabul eden insanların yaşadığı bir dünyadan. O da gecenin bir körü ne yapıyormuş sokakta kesin dekolte giyinmiştir tahrik unsuru var diye düşünen insanlar, bu fikirleri onaylayan kararlarla suçluların cezalarında indirim uygulayan mahkemeler var! İnsanlar iyilik yapmaya gerek duymuyor kötülük yapmadıkları müddetçe kendi ahlak terazileri dengelenir sanıyorlar ama kötülük her an kapı girişinde iyiliğe de bir misina ile bağlı şeffaf ve güçlü üstelik.

Rivayete göre adamın biri çölde devesinin üzerinde yolculuk ederken önüne bir bedevi çıkar. Bitkin ve susuz olduğundan yakınarak deve sahibinden su ister. Adam bedeviyle suyunu paylaşır, adam deve üzerinde önde bedevi arkada ilerlerler. Bedevi sıcağa ve yorgunluğa dayanamaz adama devene bir müddet binebilir miyim diye sorar. Adam iner bedevi deveye biner ve uzaklaşarak deveyle kaçmaya yeltenir. Deve sahibi bedevinin kaçmasına izin verir ama arkasından seslenir. Sakın kimseye söyleme!. Bedevi neden diye sorar. Bu yaptığını başkalarına anlatırsan gerçekten bitkin ve susamış insanlara kimse yardım etmez. Anlatma lütfen!
Üzgünüm ama öyle çok anlattı ki o bedevi, kimse kıçını o develerden indirmiyor. Kimse kimsenin samimiyetine inanmıyor. Her semtin meşhur bir dilencisi vardır aslında son model arabası ve bankada yüklü parası olduğuna dair efsaneler dolaşır. Kolu vardır ama numaradan yok gibi yapıyordur. Yazık ki kötü niyetli bedeviler çoğaldıkça iyilik azaldı.
Yardımlaşmanın azaldığı yabancılaşmanın ve bireyselleşmenin kuşattığı her toplumda kötülük çiçeği daha hızlı boy verir. 

Bukowski der ki "ortalama insanda herhangi bir günde herhangi bir orduya yetecek kadar ihanet, nefret, şiddet ve saçmalık vardır.’ Asıl mesele ortalama insanın bu kötücüllüğünü harakete geçirecek şartları ortadan kaldırmaya çalışmak.

Sanatın bütün argümanları kötülüğü sorgular. toplumdaki çarpık adalet anlayışını Raskolnikov karakteriyle irdeleyen Dostoyevski; kötülüğü ve kötülük sonucu insan vicdanının yaşadığı azapların her türlü hukuki cezadan daha etkin olduğunu ileri sürer.  Karamazov Kardeşlerin bilgesi Zosima Dede: “Dünyadaki tüm kötülüklerin, insanların işledikleri günahların bile tek sorumlusu bizleriz. Bunun bilincine varan rahip, hatta insan, yaşamasının amacına ermiş demektir.” Der.
.
Kafka romanlarında, öykülerinde sahici kötü bir karakter yoktur., Kötülüğün bir kişiye indirgenemeyecek kadar kompleks oluşunu düşünen Kafka, Dava romanında okuyucuya kötülüğün baş aktörünü vermez. Onun için kötülük tek bir elden çıkmaz, birçok insan bu kötülüğe ortaktır.

Bugüne kadar sebepsiz şiddet örneklerinden diye nitelenen Haneke filmlerinde, Otomatik Portakal’da Serdar Akar’ın Barda’sında bile şiddetin bir alt metni var; ister sistem düşmanlığı deyin ister servet düşmanlığı ister otorite karşıtlığı ister dışlanmışlık ister yabancılaşma. Şiddete meyyaliz ve bu sistem bunu destekliyor.

Kızların sağ salim evlerine dönmediği huzurla yataklarındaki uykuya değil sokakta soğuk bir taş üzerinde ölüme yattığı bir dünyada yaşamak istemiyorsak hayal ürünü mutlu sonların yerini hayat ürünü mutsuz sonlara bıraktığı, iyilerin kazanmadığı filmleri seyretmekten bunaldıysak kullanılmamaktan küflü, tozlu, paslı vicanımızın kapısını aralayarak  huzur bulabiliriz.

Şarkıdaki gibi People just aint no good ya da Masum değiliz. Hiç birimiz!




5 Temmuz 2012 Perşembe

Tip 1 Tip 2 Kromatik

Sevgili kromatikler! Bugün de sizi seçtim pikaçular! Hadi yine iyisiniz millet sizi adam yerine koymazken ben lütfedip eleştiri yazısı çiziktiriyorum. Netice ne demiş sanatsal faaliyetçi kişilikler; yapıcı eleştirici geliştirir. Siz de azıcık gelişin diye saydırıcam yani yanlış anlamayın. Bir ev anası olarak takdir edersiniz ki  ömrümün çoğunu evde geçiriyorum ve gelecekte de böyle olacağını öngörüyorum. Sokak sizin yüzünüzden o kadan tekinsiz o kadan tatsız o kadar sövmelere gebeki edep ya hu deyip dizimi kırıyorum en fazla fazla balkona çıkıyorum. O da kapalı balkon ne olur ne olmaz!. İnsan sınıflandırmayı seviyorum ne yalan söyleyeyim işim kolaylaşıyo. Şimdi sevgili kromatikler diyabet hastalarını tanımlarken çeşitlere ayırıyolar ya işte tip bir tip iki diye ben de öyle yapayım dedim kolaylık olsun diye. Tip bir kromatiklerden başlayayım. Bu cinsler genellikle avm tipi kromatik yani yarı açık ortamlarda yaşıyolar bölünerek çoğalıyolar böyle aile boyu geziyorlar. Genellikle yanlarında yaşlı ve yürüyen merdivenden hatta asansörden korkan neneleri dedeleri ve yürüyen merdivenle asansörü terk etmek istemeyen tekrar tekrar düğmelerine basıp basamaklarına tırmanmak isteyen çocukları oluyor.  Bunların bir de avmlerin genellikle alt kadında bulunan süpermarketlerden yaptıkları alışveriş arabaları oluyor. Ailenin bir üyesi gibi asansörde falan bunlarla geziyor. İçi soğuk zinciri kırılınca muhtemelen bozulup bir halta benzemeyecek dondurmamsılar tereyağımsılar gibi dayanıklı tüketim eşyaları falan var. Onları erite erite bütün çul çaputçuları incik boncukçuları gezen karılarının peşi sıra gezen zavallı adamlar falan var. Ailece değil tek gelenleri de gayet sağlam oldukları halde inatla önceliği engelli ve çocuklu ailelerin arabalarına ayrılmış asansörlere biniyorlar. Binmeyin kardeşim. Bir de o pusetler yer kaplıyor diye oflayıp pufluyosunuz asansörün içinde utanmadan! Sevgilinin eli yorulmasın diye (adaplı bir benzetmede bulunarak hadi elim kadar diyeyim) çantasını taşıyan erkek krolar ve size o çantayı taşıtan dişi krolar siz başka bir yazının konusu olacak kadar vahim vakalarsınız ama bu gruba dahilsiniz diye işte demeden geçemedim götünüz mü yoruluyor merdiven kullanırken anacım? Pardon! Haa tabi mağaza mağaza gezerken tükenecek ya enerjiniz israf etmeyin! Bari marketlerin alışveriş sepetlerini peşinizden gezdirmeyin terbiyesizler. Gelelim tip iki kromatiklere bunlar genellikle açık alanda yaşarlar beni en çok uyuz eden de engelli rampalarının önüne park ettikleri araçları. Dünyada bi tek siz varsınız di mi hamam böcekleri! Araba sizin ya yollar da sizin di mi bağırsak tenyaları! İnsan olun biraz insan! Kendi elcığazımla size özel arabanızın camına, kıçına layık etiket hazırladım ahan da bu.


Bunları bastırıp engelli rampasının önüne park ettiğiniz araçlarınıza yapıştırcam. Kromatikler sizi!